Bir sporcu

3/11/2005 - Ateizm Hakkında Herşey

George Carlin ,

Asagidaki pasaj amerikali unlu ateist komedyen George Carlin. in bir stand up gosterisinde yer almistir.


Sacmalik konusuna gelince, isadami din adamiyla asik atamaz. Cunku, sunu soylemeliyim ki dostlar, konu sacmalik olunca, ama en buyuk, rakip tanimaz, gercek sacmalik olunca, butun rakipleri arasinda dine hakettigi yeri acmamiz gerekiyor. Din rakipsiz bu konuda. Din, acikca tum zamanlarin en sacma hikayesine sahip. Dusunun. Din, insanlari ciddi ciddi ikna etmistir ki, gokte yasayan ve her gunun her dakikasi, yaptiginiz her seyi izleyen bir gorunmez adam var. Ve bu gorunmez adamin, yapmanizi istemedigi seylerden olusan 10 maddelik bir listesi var. Eger bu listedeki herhangi birseyi yaparsaniz, sizi atesle, dumanla, ve iskenceyle dolu bir yere sonsuza dek yasamaya gonderecek. Zamanin sonuna kadar yanarak, bogularak, ciglik atarak aci cekin diye.


Fakat, bu gorunmez adam sizi seviyor! Sizi seviyor ve paraya ihtiyaci var! Her seye gucu yetiyor, her acidan mukemmel ama her nasilsa su para isini bir turlu beceremiyor. Din her yil milyonlarca dolarlik masraf yaratir, sifir vergi oder ve her zaman biraz daha fazla paraya ihtiyaci vardir.


Fakat bir seyi bilmenizi istiyorum. Bu ciddi. Tanri. ya inanma konusuna gelince dostlar, inanin cok denedim. Fakat ne kadar uzun yasar, ne kadar cok sey gorurseniz, birseylerin yanlis oldugunu o kadar farkediyorsunuz. Savas, salgin hastalik, olum, yikim, aclik, fakirlik, iskence, suc, curumusluk, kokusmusluk, vs. Bu tabloda kesinlikle yanlis olan birseyler var. Bu is pek basarili bir is degil. Eger bu tanrinin yapabileceginin en iyisiyse, pek etkilenmedigimi soylemeliyim. Her seye kadir bir varligin elinden bu tur sonuclar cikmamali. Bu sonuclar, daha cok isinden bezmis aksi bir devlet memurunun yapacagi turde bir ise benziyor. Ve aramizda kalsin, adilce yonetilen bir evrende bu herif coktan isten atilmis olurdu. Bu arada, bu herif diyorum, cunku inaniyorum ki, sonuclara bakildiginda, eger tanri varsa bir erkek olmali. Hicbir kadin isleri bu kadar alt ust edemezdi. Bu yuzden, eger tanri varsa, cogu aklibasinda kisi sanirim bana katilirdi ki, o kadar guclu olmamali. Ya da, belki umurunda degil hicbirsey. Ki bu ozelligi de takdir ederim bir insanda. Ve bunca kotu sonucu da aciklar bu durum.


Bu yuzden, tum bunlarin, gucsuz veya hicbirseyi umursamayan bir baba modeli tarafindan yaratildigina inanan bir dindar robot olmaktansa, tapacak baska birsey aramaya basladim. Gercekten guvenebilecegim birsey.


Ve hemen, gunesi buldum. Aniden oluverdi. Bir gecede bir gunesetapar olup ciktim. Yani gece degil, gunesi gece goremezsiniz ama sabah kalkar kalkmaz bir gunesetapar oldum. Pek cok sebep yuzunden. Her seyden once, gunesi gorebilirsiniz, haksiz miyim? Akla gelebilecek diger bazi tanrilardan farkli olarak, gunesi gercekten gorebilirsiniz. Bu benim icin onemli. Eger birseyi gorebiliyorsam, guvenilirligi artiyor gozumde, bilmem anlatabiliyor muyum? Hergun gunesi gorebiliyorum ve bana ihtiyacim olan herseyi veriyor; sicaklik, isik, yiyecek, parktaki cicekler, goldeki yansimalar, arada bir de deri kanseri. Ama olur o kadar. Hic olmazsa, carmiha germeler yok ve insanlari sirf bizimle ayni fikirde degiller diye atese gondermiyoruz.


Gunesetaparlik basit bir inanc. Icinde gizem yok, mucizeler yok, para isteyen yok, sarki ogrenmek gerekmiyor ve haftada bir toplanip kiyafet karsilastirmak icin ayrilmis bir ozel binamiz yok. Ve gunes hakkinda en guzel sey, bana hicbir zaman degersiz oldugumu soylememesi. Bana kurtarilmasi gereken kotu bir insan oldugumu soylemez hic. Kibar olmayan tek bir soz bile soylemedi simdiye dek. Bana iyi davranir. Bu yuzden gunese tapinirim. Ama dua ettigimde gunese dua etmem. Neden mi? Cunku arkadasligimizi kotuye kullanmak istemem. Kibar birsey degil bu.


Insanlarin tanriya cok kaba davrandigini dusunmusumdur cogu kez. Bana katilmaz misiniz bu konuda? Her gun trilyonlarca dualar, iyilik istemeler, yalvarmalar. Sunu yap, bunu ver, yeni bir araba lazim bana, daha iyi bir is istiyorum. Ve cogu dua da Pazar gunu yapilir. Adamin bos gununde. Kibar degil bu. Bir arkadasa boyle davranilmaz.


Fakat insanlar dua ederler, oyle degil mi? Ve pek cok degisik seyler icin dua ederler. Kardesinizin ameliyata ihtiyaci vardir, obur kardesiniz tutuklanmistir. Ya da asagidaki dukkanda calisan kizil sacliyi yataga atmak istersiniz. Bunun icin dua edilmeli mi? Herhalde etmekten baska care yok. Ve bence, bunda garip birsey yok. Istediginiz hersey icin dua edebilirsiniz. Fakat, peki tanrinin evrenle ilgili planina ne oldu o zaman?


Hatirlasaniza. Kutsal plan. Uzun zaman once, tanri bir kutsal plan yapti. Uzerinde bayagi dusundu, iyi bir plan olduguna karar verdi ve uygulamaya koydu. Ve milyarlarca yildir bu plan iyi kotu isliyor. Fakat simdi sen gelip birsey icin dua ediyorsun. Farzet ki istedigin sey bu planda yok? Simdi ne yapmasini istiyorsun adamin? Planini mi degistirsin? Sadece senin icin mi? Bu biraz kibirli bir tavir olmuyor mu? Kutsal plan o. Eger cebine 2 dolarlik dua kitabini yerlestirmis her salak kalkip senin planini bozabiliyorsa, tanri olmanin anlami ne? Ve baska birsey daha. Dusunun ki, dualariniz yerine gelmedi. Ne dersiniz? . Valla, bu tanrinin istegi olmali. . Peki, bu tanrinin istegi ama o zaten ne istiyorsa onu yapacagina gore, o zaman dua etmenin anlami ne? Bana bos bir caba gibi geliyor. Bu dua kismini atlayip dogrudan onun istegi desek olmaz mi? Herneyse. Karisik mesele.


Bu yuzden, tum bunlarin onune gecmek icin gunese tapmaya karar verdim. Fakat dedigim gibi, gunese dua etmem. Kime dua ederim biliyor musunuz, Joe Pesci. ye. Iki sebeple: Birincisi, bence iyi bir aktor. Bu onemli. Ikincisi, is halledebilecek turde birine benziyor. Oyle bosu bosuna ortada dolasmaz Joe Pesci. Aslinda, Joe Pesci, tanrinin beceremedigi 1-2 konuda basarili oldu bile.


Yillarca, tanridan kopegi havlayip duran gurultucu komsum konusunda birseyler yapmasini isteyip durdum. Joe Pesci tek ziyarette herifi yola getirdi. Bir baseball sopasiyla neler yapilabilecegi cok garip.


Bu yuzden yaklasik bir yildir Joe. ya dua ediyorum su anda. Ve birsey farkettim. Tanriya zamaninda ettigim dualar ve Joe Pesci. ye ettigim dualar, asagi yukari % 50 gibi bir oranla yerine geliyor. Yarisinda istedigimi aliyorum, diger yarisinda alamiyorum. Ayni tanri gibi: 50- 50. Aynen dort yaprakli yonca ve at nail gibi, dilek kuyusu ve tavsan ayagi gibi. Mojo adami gibi, bir kecinin testislerini sikarak bana gelecegimi soylemeye calisan Voodoo buyucusu falci kadin gibi: 50-50. Yani, batil inancinizi secin, arkaniza yaslanin, bir dilek dileyin ve keyfinize bakin.


Ve incile ahlaki hikayeler ve dersler icin bakanlariniza da birkac baska hikaye onerebilirim. Uc kucuk domuz hikayesi mesela. Pek fena degil. Guzel bir mutlu sonu var. Eminim seveceksiniz. Ya da kirmizi baslikli kiz, her ne kadar kotu kurtun buyukanneyi yedigi bir kismi varsa da o da fena degil. Ki benim umurumda da degil bu kisim.


Ve sonuc olarak, Humpty Dumpty hikayesinde de oldukca iyi bir ahlaki deger gormusumdur. En sevdigim kismi ne biliyor musunuz . Kralin butun atlari ve adamlari Humpty Dumpty. yi bir araya getirmeyi beceremiyorlar. . Cunku Humpty Dumpty yok, tanri da yok. Tek bir tane bile yok ve hicbir zaman da olmadi. Hatta, soyle soyleyeyim. Eger tanri varsa, su seyircileri carpsin ve oldursun! Gordunuz mu? Birsey olmadi. Hicbirsey olmadi. Herkes saglikli. Hatta, sunu soyleyeyim, biraz iddiayi yukseltecegim. Eger tanri varsa, su anda beni carpip oldursun! Bakin yine birsey olmadi. O, bir dakika, bacagimda bir kramp var. Ve testislerim aciyor. Arti, kor oldum. Ah, kor oldum. Yok simdi yine iyiyim. Herhalde Joe Pesci. ydi bunu yapan. Tanri Joe Pesci. yi kutsasin. Hepinize cok tesekkurler. Joe sizi kutsasin!.

Hank'in Kicini Opmek
Bu sabah, kapim calindi. Actigimda, karsimda iyi giyimli, bakimli bir cift gordum. Adam once konustu:


. Merhaba, Adim John ve bu da Mary. .


Mary: Merhaba, sizi bizimle birlikte gidip Hank. in kicini opmeye davet ediyoruz.


Ben: Pardon?! Ne demek istiyorsunuz? Hank de kim? Ve ben niye onun kicini opmek isteyeyim?


John: Eger Hank. in kicini opersen, sana 1 milyon dolar verecek; eger opmezsen seni essek sudan gelinceye kadar dovecek.


Ben: Ne? Bu bir tur mafya taktigi mi? Ne oluyor?


John: Hank bir milyarder. Bu kasabayi o kurdu. Buranin sahibi o. Istedigi her seyi yapabilir ve sana 1 milyon dolar vermek istiyor. Fakat kicini opmeden parayi alamayacaksin.


Ben: Bu cok sacma. Neden?


Mary: Sen kim oluyorsun da Hank. in hediyesini sorguluyorsun? 1 milyon dolar istemiyor musun? Bir kic opmeye degmez mi onun icin?


Ben: Belki, eger yasalsa, fakat ..


John: Oyleyse, gel bizimle Hank. in kicini op.


Ben: Hank. in kicini sik sik oper misiniz?


Mary: Elbette, devamli&


Ben: Peki 1 milyon dolari aldiniz mi?


John: Yok, kasabayi terketmeden parayi alamazsin.


Ben: Oyleyse neden hemen kasabayi terketmiyorsunuz?


Mary: Hank soylemeden kasabayi terk edemezsin. Yoksa parayi alamazsin ve seni essek sudan gelinceye kadar dover.


Ben: Peki, Hank. in kicini open, sonra da kasabayi terkedip 1 milyon dolar alan birini biliyor musunuz?


Mary: Annem Hank. in kicini yillarca optu. Gecen yil da kasabayi terketti. Eminim parasini da almistir.


Ben: Onunla konusmadin mi o zamandan beri?


John: Elbette hayir. Hank buna izin vermiyor.


Ben: Oyleyse, eger parayi alan herhangi biriyle konusmadiysaniz, parayi aldiklarini nereden biliyorsunuz?


Mary: Kasabadan gitmeden once biraz veriyor. Belki maasina bir zam aliyorsun, belki kucuk bir loto kazaniyorsun, ya da caddede 20 dolarlik banknot buluyorsun.


Ben: Peki bunlarin Hank. le ne ilgisi var?


John: Hank. in bazi dostlari var.


Ben: Kusura bakmayin ama bu tuhaf bir uckagitcilik gibi geliyor kulaga.


John: Fakat 1 milyon dolar burada soz konusu olan. Sansa birakabilir misin bunu? Ve unutma, eger opmezsen seni dovecek.


Ben: Belki, eger Hank. le konusursam, ayrintilari ondan ogrenirsem..


Mary: Hayir, hickimse Hank. i goremez. Hickimse Hank. le konusamaz.


Ben: Peki o zaman nasil kicini opuyorsunuz?


John: Bazen ona bir opucuk gonderiyoruz ve kicini dusunuyoruz. Diger zamanlarda Karl. in kicini opuyoruz ve o Hank. a iletiyor.


Ben: Karl da kim?


Mary: Karl bir arkadasimiz. Bize Hank. i ve onun kicini opmekle ilgili konuyu ogreten o. Karl icin tek yapmamiz gereken birkac kez onu yemege cikarmak oldu.


Ben: Yani Hank diye biri oldugu, onun kicini opmeniz gerektigi ve boylece Hank. in sizi odullendirecegi konusunda sadece Karl. in sozune guvendiniz oyle mi?


John: Hayir, hayir! Karl. da bir mektup var. Hank tarafindan kendisine yillar once gonderilmis. Butun meseleyi acikliyor orada. Bak iste bu da bir kopyasi. Al kendin de gor.


John bana uzerinde . Karl. in ofisinden. yazili bir fotokopi uzatti. Uzerinde 11 maddelik bir liste vardi.


1. Hank. in kicini op ve o da sana kasabayi terkettiginde 1 milyon dolar versin.

2. Yaninda alkol ic.

3. Senin gibi olmayan insanlari essek sudan gelinceye kadar dov.

4. Iyi yemek ye.

5. Bu listeyi Hank. in kendisi yazdirdi.

6. Ay yesil peynirden yapilmistir.

7. Hank. in soyledigi her sey dogrudur.

8. Her tuvalete gittiginde ellerini yika.

9. Icki icme.

10. Sosislerini sosis ekmegi icinde ye, yaninda birsey alma.

11. Hank. in kicini op, yoksa seni essek sudan gelinceye kadar dover.


Ben: Bu bana Karl tarafindan yazilmis gibi geliyor.


Mary: Hank. in kagidi yoktu, onun icin.


Ben: Bana oyle geliyor ki, eger kontrol etseydik, bu yazi Karl. in el yazisi cikardi.


John: Elbette, Hank soyledi, Karl yazdi.


Ben: Kimsenin Hank. i goremedigini zannediyordum?


Mary: Su anda oyle. Ama yillar once Hank bazi kisilerle konustu.


Ben: Hank. in iyi birisi oldugunu soylediginizi zannemistim. Hangi tur iyi insan, sirf farklilar diye baskalarini dover?


Mary: Hank. in istegi bu ve Hank her zaman haklidir.


Ben: Nereden biliyorsun bunu?


Mary: 7. madde . Hank. in her dedigi dogrudur. diyor. Bu benim icin yeterli.


Ben: Belki de arkadasiniz Karl uydurdu butun meseleyi.


John: Kesinlikle hayir. 5. madde bu listeyi Hank. in kendisinin yazdirdigini soyluyor. Ayrica, 4. maddede iyi yiyin, 8. maddede de tuvaletten sonra ellerinizi yikayin diyor. Bunlarin dogru oldugunu herkes bilir. Demek ki gerisi de dogru olmali.


Ben: Fakat 9. maddede icmeyin diyor, ki bu ikinci maddeyle celisiyor. Ayrica 6. maddede ayin yesil peynirden yapildigini soyluyor ki bu tamamen yanlis.


John: 9 ile 2 arasinda hicbir celiski yok. 9 sadece 2. yi acikliyor. 6. ya gelince, aya hic gitmedin, dolayisiyla dogru olup olmadigini bilemezsin.


Ben: Bilim adamlari ayin kayalardan olustugunu soyluyorlar ama..


Mary: Fakat kayanin dunyadan ya da uzaydan gelip gelmedigini bilmiyorlar. Yani ay hala yesil peynirden yapilmis olabilir.


Ben: Bir uzman degilim ama ayin dunyadan geldigi teorisinin curutuldugunu zannediyorum. Ayrica, kayanin nereden geldigini bilmiyor olmak onu peynir yapmaz.


John: Iste, bilim adamlarinin hata yaptigini sen de kabul ettin. Fakat Hank. in her zaman hakli oldugunu biliyoruz!


Ben: Biliyor muyuz?


Mary: Elbette, 5. madde oyle diyor.


Ben: Diyorsun ki, Hank haklidir, cunku liste oyle diyor ve liste dogrudur, cunku onu Hank yazdirdi. Ve Hank. in yazdirdigini biliyoruz, cunku liste oyle diyor. Bu dongusel mantik. . Hank haklidir, cunku Hank haklidir. demekten farksiz.


John: Iste simdi anlamaya basliyorsun Hank. in dusunce bicimini.


Ben: Fakat, & Herneyse, bosver. Peki bu sosislerle ilgili konu da ne?


Mary, yuzunu burusturdu.


John: Sosisler sosis ekmegi icinde yenir. Yaninda birsey yenmez. Hank. in yolu bu. Baska turlusu yanlis.


Ben: Ya sosis ekmegim yoksa?


John: Sosis ekmegin yoksa, sosis yiyemezsin. Sosis ekmeksiz sosis yanlistir.


Ben: Yaninda ketcap, hardal da mi yok?


Mary: Çok sert bir sekilde bakti .


John: Boyle bir dil kullanmanin hicbir geregi yok! Sosis yaninda yenecek her turlu sey yanlistir.


Ben: Yani biraz tursu, icine dogranmis sosis tarzi birsey mumkun degil mi?


Mary: kulaklarini tikadi ve . Dinlemiyorum bile bunu, la la la la& .


John: Bu igrenc. Ne tur bir seytani mahluk yiyebilir boyle birseyi.

Ben: Cok guzel birsey o. Ben hep yerim.

Mary kendinden gecti ve John onu tutu: . Eger o tiplerden biri oldugunu bilseydim vaktimi hic harcamazdim bile seninle. Hank seni essek sudan gelinceye kadar doverken, ben de orada olacagim ve parami sayip sana gulecegim. Hank. in kicini da senin icin opecegim, seni sosis ekmeksiz, tursu yiyici.

Ardindan, John Mary. yi surukleyip disarida bekleyen arabaya tasidi ve ayrildilar.

Ateizm bir din midir?

Kesinlikle hayır. Ateizm bir din değil, dinsizliktir, dinden kurtuluştur, dinden çıkıştır. Dinle ateizm en uzak iki noktadadır. Bu konuda söylenmiş ünlü bir söz derinlikle herşeyi açıklıyor:

"Dinsizlik bir dinse, sağlıklı olmak bir hastalıktır"

Eğer bir ateizmi (yani dine en uzak olanı) dahi din olarak nitelendirecek olursak "din" kelimesi anlamını, özelliğini yitirecek, içi boşalacaktır. Ateizm bir dinse, dünyada dinsiz insan yoktur. Bu durumda "din" kelimesi herkes için farklı anlamlara gelir ve ortada tartışılacak birşey kalmaz. Ateizm bir din değil, dinden sıyrılıştır. Tabulara, dogmalara, hurafelere karşı bir sorgudur.

Tanrı yoksa, evreni kim yaratı?

Hiçkimse. Doğrusunu söylemek gerekirse buna benzer "ilk önce ne vardı?" türü sorular sormak ve bunlara cevap aramak gereksizdir. Pekala evrenin yaratılmamış, daima varolagelmiş olduğu kabul edilebilir. Evren bir eser değil, bütün eserlerin etkenidir.

Eğer "herşeyi bir yaratan vardır, varolan herşey bir yokluk aşamasından geçmiştir" gibi varsayımlarla hareket edecek olursak "tanrıyı kim yarattı? tanrıyı yaratanı kim yarattı?" gibi sorularla ve sonsuz bir yaratan zinciriyle karşılaşırız. Bunun için görünen, ortada olan ve somut olan en kapsamlı varlıkta noktayı koymalıyız. Ki bu da tanrı değil evrendir.

Bu kadar kusursuz bir doğa kendi kendine mi oluştu?

Bu sorunun cevabı doğal seleksiyonda gizlidir. Evrende sürekli bir doğal seleksiyon işler. Kötü olan, aksaklıklar içeren sistemler hızla yokolur. Bir biyolojik sistemin içinde ne kadar az kusur bunuyorsa ömrü de o oranda uzun olur. Bunun yanında doğa, düzeni korur, kaosu eler.

Evende küçük bir düzen, büyük bir düzene; küçük bir düzensizlik ise, büyük bir düzensizliğe dönüşmeye eğilimlidir.

Şöyle düşünün: içinde yaşadığımız güneş sistemi benzeri bir yaşamsal sistemin oluşma olasılığı çok düşük de olsa vardır. Ve evren, yaşamı oluşturacak yada oluşturmayacak bütün olasılıkları deneyecek kadar vakte, ortama, ve malzemeye sahiptir. Olasılık ne kadar küçük olursa olsun, olasılığın varlığı evrenin bu olasılığı bulması için yeterli bir koşuldur.

Ayrıca elbette dünyanın bugünkü hali rasgele birdenbire oluşmuş değildir. Bu çok aşamalı, uzun bir süreçtir. İlk oluşan şey, bugünkü doğa, hayvanlar yada bir hücre değil, bunların oluşmasına izin verecek bir tetiktir. Hücrenin yapısına bakarak elbette bunun birden bire oluşamayacak kadar karmaşık yapıda olduğunu görürüz. Bu karmaşıklık onun "yaratılmış" olabileceğini kanıtlamaz, aksine bunu reddeder. Yavaş yavaş ve aşamalı olarak oluştuğunu gösterir. Örneğin birkaç yıl önce mitakondrinin, önceden ayrı bir hücreyken, bugünkü hücrenin yapısına sonradan girdiği keşfedildi. Bu olay evrime bir kanıttır. (Adem'in vücut hücrelerinde de mitakondri vardır. Dolayısıyla Adem bir "ilk" olamaz. Tabii aynı şey bugün yaşayan tüm canlılar için de geçerli. Mitakondri vakasının çok "geniş" sonuçları vardır.)

Sonuç olarak "doğa kendi kendine oluştu" demek, "biri çıkıp, onu yarattı, yoktan var etti" demekten her koşulda daha tutarlıdır. Akla ve mantığa daha yatkındır.

"Raslantılar bir sineği bile yaratamazlar"

Evet. Hayatın başlangıcı yada evrimin işleyişi konusunda yapılan tartışmalarda çok kullanılan bir kelime de "raslantı"dır. Ancak bilim raslantılarla ilgilenmez. Bu konuyu sağlıklı bir şekilde anlayabilmek için önce "raslantı" kelimesine bakmalıyız.

Doğada hiçbirşey raslantı eseri değildir. Evrende ceryan eden her olay, kuralları kesin kanunlara ve alternatifsiz olgulara bağlıdır. "Raslantı", henüz işleyişini tam olarak analiz edemediğimiz ve kurallarını açıkça ortaya koyamadığımız hareketlerde kullanılan bir "joker" kelimedir. Bir atom zerresinin en ufak bir hareketi bile "kesin" kurallara bağlıdır ve bu kuralların dışına çıkmaz. Bu bağlamda canlılığın oluşumu ve evrim de hiçbir şekilde raslantı ile ilgili değildir ve şartlar uygun olduğunda bir zorunluluktur.

Elinize bir zar alın ve atın, zarın 6 gelmesi bir raslantı yada şans değil, -uygun şartlarda- bir zorunluluktur. Zarı atarken elinizin hareketinin zara vediği kinetik enerji, bu enerjinin mutlak yönü, zarı oluşturan materyal, zarın atomlarındaki diziliş, zarın özkütlesi, fiziksel yapısı, ısısı, ağırlığı, hacmi, atılan zeminin materyali, yüzey yapısı, sıcaklığı, özkütlesi, sürtünme katsayısı, ortamdaki havanın sıcaklığı, moleküler yapısı, yoğunluğu, enerjisi, hareketi, ortamdaki çekim kuvvetleri... ve bilimin -henüz- keşfedemediği daha pekçok faktöörr, biraraya gelerek zarın 6 gelmesini "zorunlu" kılar. Bu bir "tesadüf" değil "zorunluluk " tur. Yakın bir gelecekte bilim, zarın 6 gelmesiyle ilgili "tüm" şartları labaratuvar ortamında yaratıp, her atılışta 6 gelen hilesiz bir zarla oynayacak konuma gelecektir. Bu olay bilimin "raslantıyı yenmiş" olduğunu değil, eskiden bilmediği bazı kuralları "farketmiş" olduğunu gösterecektir.

(kaynak:www.kocbilgisayar.com/forum)
merkezsoft çevrimiçi Add to merkezsoft's Reputation Kurallara Aykırı Mesajı Bildir Alıntı Yaparak Cevapla Mesaja hızlı cevap yaz
merkezsoft
Kullanıcının Profilini Göster
Kullanıcıya Özel Mesaj Gönder
Kullanıcının Tüm Mesajlarını Göster
Kullanıcıyı Arkadaş Listeme Ekle
Eski 03-08-2005, 12:04 PM #3
merkezsoft
Çavuş

Giriş Tarihi: 01-08-2005
Mesajlar: 15

Serveti:499.05 TFL
(TFL Helal Olsun Sana)
Karizma Gucu: 0
Karizma Puani :50
merkezsoft Foruma Hos Gelmis

Bu da başka biş bilgi Buyrun

"Çok eskiden ıssız bir kumsalda babamla yaptığım bir yürüyüşü hatırlarım. Deniz griydi, parça parça bulutlar, erken esen soğuk kış rüzgarlarıyla sürükleniyordu. Gelgit sınırında yığılmış, çürüyen yosunlar arasında her boy ve biçimde şişeler yatıyordu. İlerledikçe yavaş yavaş bütün şişelerin kapaklı olduğunu gördük, kapaksız tek bir şişe bile yoktu. Şişeler arasındaki bu şaşırtıcı benzerliğe sonunda babam bir açıklama getirdi ve keyifle beni bu olguda daha büyük bir anlam aramaya zorladı. Sonuç, bilincime yaşam boyu sıkıca yerleşen "evrim üzerine bir ders" oldu: Açıkça görülüyor ki, bunlar okyanus yolculuğuna dayanabilmiş birkaç şişeydi, en uygun birkaç şişe. İnsan eliyle denize atılan bir sürü boş şişeden, kapağı tesadüfen kapatılmış birkaç tane; Raslantı bunlara batmazlık özelliği sağlamıştı. Çok daha büyük sayıdaki kapaksız kurbanlar, okyanusun hırçınlığına dayanamayıp, çoktan derinleri boylamışlardı..."

Mahlon Hoagland
HAYATIN KÖKLERİ


Dinsel söylemler

Türkiye'deki din ağırlıklı kanallardan ikisi olan Kanal 7 ve Samanyolu televizyonlarında sık sık belgeseller yayınlanıyor. (bu belgeseller yurt dışından alınmış ve değişik şekilde yeniden seslendirilmiş. Örneğin programın orjinal sesinde sık sık "evolution"(evrim) kelimesi duyulurken, Türkçe seslendirmede en çok "yaratılış" kullanılıyor!)Bu programlarda doğa anlatılıyor, düzen vurgulanıyor ve sonuçta herşey Allah'a bağlanıyor.

Örneğin "havadaki oksijen ve azot oranı dengededir, eğer oksijen biraz daha fazla olsaydı dünyada insanlar ne acılar çekerlerdi, oksijen zehirlenmeleri olurdu: şüphesiz ki Allah hakkıyla herşeye kâdirdir" gibi cümleler sarfediliyor.

Ancak eğer oksijen oranı -önceden beri- yüksek olsaydı, zehirlenmelerin ya da acı çekmelerin ötesinde bir şeyler olurdu,

Temelde iki ihtimal var:

1- Oksijen, hayat için uygun olmayacağından; yeryüzünde "hayat" olmazdı. Dolayısıyla acı çekecek, zehirlenecek vaktimiz de olmazdı.

ya da

2- Oksijen fazlalığı sonucunda bir doğal seleksiyon işler, ve yüksek oksijenle yaşayabilen canlılar hayatta kalırdı. Diğerlerinin(örneğin insanların) ise nesli tükenirdi, bu günlere gelemezdi. Bugünkü ekosistem sadece yüksek sevide oksijenle yaşabilen canlılardan oluşurdu. Sonuçta yine ortada acı çekip, zehirlenen canlılar olmazdı.(Kim bilir belki o zaman da bu canlılar "eğer oksijen seviyesi düşük olsaydı halimiz ne olurdu, acı çekerdik. Tanrıya şükürler olsun" diyeceklerdi!)

Örnekler çoğaltılabilir.("dünyanın yörüngesi ne kadar ince 'ayarlanmıştır': Allah'ın gücü her şeye yeter" gibi). Ama doğadaki bütün benzer düzenliliklerin inanılmazlığı, yine aynı şekilde kolayca çürütülebilir.

Sonuç olarak doğaya bakıp Allah'ı görenler ve bir yandan da diğerlerini körlükle suçlayanlar büyük bir yanılgı içindeler. "kusursuzluk ve düzen", doğada olması gerekendir. Doğanın varoluşunun şartıdır. Çevrede kaos yerine düzenin hakim olması, doğanın kendisinden daha doğaldır.

ALINTIDIR

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

Hakkımda

bu blog ultima oyniyan ve tofasta oynayan bir basketbolcunun sayfasi girmeden once hazirlik olun

Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Arkadaşlarım

  • fulden
  • Kayıt: - Toplam:
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa